Psikolojik Filmler

Tanıtımı yapılan filmlerdeki her şeyin onaylandığı düşünülmemelidir. Eleştirel yönden de bakılmalıdır. Bazen neyin, niye yapılmaması gerektiği gösterilmektedir. Bazen başka türlü de var olunabileceğinin altı çizilmektedir. Tanıtımı yapılan filmlerdeki aile ve toplum değerleri kendi değerlerimizle çelişebilir.

"İÇİMDEKİ ÇOCUK " 

İçindeki çocuğu merak edenlere yönelik bir film

Oyuncular: Bruce Willis, Emily Mortimer, Chi McBride, Spencer Breslin, Dana Lvey      

İmaj danışmanlığı yapan Russ Duritz'in esrarengiz bir olay sonucunda sekiz yaşındaki haliyle tanışmasıyla hayatı altüst olur. Küçük Rusty tatlı bir çocuktur ama zaman zaman sergilediği beceriksizlik ve sakarlıklarıyla Russ'a geçmişiyle ilgili acı dolu anıları tekrar yaşatmaktadır. Çünkü 40 yaşına geldiğinde saygın bir meslek ve yaşam sahibi olan Russ'un çocukluğu sanıldığı kadar sorunsuz geçmemiştir.

Küçük Rasty:"Kırk yaşındayım, evli değilim, pilot değilim ve bir köpeğim yok. Kaybetmek için büyümüşüm." Demektedir. Bu sözler tanıdık gelebilir. Küçükken hepimiz hayaller kurarız geleceğe yönelik. Sonra bir gün gelir, bir bakarız, hayat, hayal ettiğimiz gibi değil. Derin bir acı, sızı kaplar insanın yüreğini. Bazıları depresyona girer. Hayata küser. Hayalleri olmadı diye. Bazıları alkole sarılır. Kimileri de, işe verir kendini. Her şeyi unutmak, yok saymak istercesine. Bazıları da, hayatını gözden geçirmek üzere terapi koltuğunda bulur kendini. Filmdeki kahraman ise; uzun zaman önce terk ettiği, unuttuğu çocukluğu ile yüzleşir. Hiçte zannettiği gibi değildir çocuklukta yaşananlar. Çaresizlik, yetersizlik, güçsüzlük ve muhtaçlık damgasını vurur çocukluk yaşantılarına. Kahraman o kadar yabancılaşmıştır ki kendine, çocukluğuna damgasını vuran acı olayları bile hatırlamamaktadır. Çocukluğundan beri geçmeyen bir tiki vardır. Çocukluğundan bu yana ağlamamaktadır. Babasının kendisini sarstığı “...annen senin yüzünden ölecek... büyü artık, ağlamayı kes...” dediği bir sahne vardır. Annesinin kendisi yüzünden öldüğüne inanmıştır.

HER (AŞK)

2013 te En Iyi Özgün Senaryo Oscar Ödülüne layık görülmüştür.

"Dünya'nın ilk yapay zeka işletim sistemine hoş geldiniz. Kadın ya da erkek nasıl birini istersiniz? Annenizle ilişkiniz nasıldı?"  Bilgisayarınızın başında, size bunlar sorulsa ne yapardınız?

Evliliğiniz yürümemiş, yeni boşanmışsınız. Yalnız yaşıyorsunuz. Depresyondasınız. Çok sosyal olduğunuz da söylenemez. Kendinizi bu adamın yerine koyun. Hangimiz istemeyiz; bizi düşünen, hayatımızı kolaylaştıran, istemediğimiz anda kaybolan, kontrolün tamamen elimizde olduğu bir ilişkiyi.
Filmin kahramanı olan Theodore bir şirkette;  " El Yazısı Mektuplar" yazan bir adamdır. Sanal Dünya'nın yarattığı bir kahraman Samantha ile tanışır. Samantha'nın hissedebilme, heyecanlanabilme yeteneği de vardır. Hayatını o kadar kolaylaştırır ki, iki kişilik  bir dünyanın içine yuvarlanır  Theodore. Gerçeklik nerede başlar, nerede biter? Kafası karışır. Samantha, onun için yaratılmıştır sanki.  Ve O’na aşık olur. O’nunla sevişir. O’nunla dans eder. Tatile çıkar.

Fiziksel olarak var olmayan bir şeye insan aşık olabilir mi?  Neden Olmasın? Nesnel gerçeklik ile sübjektif, öznel diyebileceğimiz gerçeklikler farklı işler. Gerçeklikte de birini beğenir, ona istediğimiz anlamları yükler ve sonra aşık oluruz. Aşık olunan kişi, aranılan kişi zannedilir. Özünde bir yanılsamadır yaşanan. " Toplumun kabullendiği bir delilik  şeklidir aşk"  Theodore, İşletim sistemine aşık olmuştur. Tabii ki duygular devreleri zorlar, kaos yaratır.  Halüsinasyon yaşayan biriyle aradaki farklar ortadan kalkar.

Internetin hayatımıza nasıl da derinden etki edip, bizleri değiştirdiğine yönelik etkileyici bir eser. Theodore, Samantha'nın sadece kendisi ile olduğuna, kendisi için yaratıldığına inanmıştır ki, O'nun kendisi dışında sekiz bin  kullanıcıya daha hizmet verdiğini öğrendiğinde yıkılır. Aslında zihninde yarattığı imajlar yıkılmaktadır. Gerçeklikten kaçış yoktur. Şimdilik...

Teknolojinin hızına yetişmek mümkün değil. Internetin vadettikleri, insanları büyülemeye devam ediyor, edecek. Gerçekliğin acıları karşısında sanal dünya sığınılacak bir ada olmaya devam edecek. Internetin sosyalleşme vaadine karşılık, insanların nasıl yalnızlaştıklarını da görmek açısından ilginç bir yapım.

AŞK YENİDEN

Oyuncular:  Oyuncular:  Meryl  Streep, Steve Carell,Tommy Lee Jones, Elisabeth Shue, Mimi Rogers 

Çiftler; uzun zaman birliktelerse, ilişkilerine yılların yorgunluğu, birikmiş kırılganlıkları, küskünlükleri, hayal kırıklıkları da eşlik eder. Birikmiş ve çözümlenmemiş küçük küçük duygusal yükler zamanla ilişkiyi gölgeler, ağırlaştırır. Duygusal yükler en çok da yakınlaşmayı, dokunmayı, sevişmeyi engeller. Biriken küskünlük ve kırılmışlıkla kendi kabuklarına çekilen çift, hem kendilerini hem de ötekini mutluluktan mahrum ederler. 30 yıldır bir arada olan çift, yakınlaşmakta öylesine zorlanırlar ki, insanı güldürür. Çocukçadır. Gençlikte çok kolay olan, dokunmak ve yakınlaşmak, orta yaşlılıkta zordur. İnsanın kırılmışlıklarının, gururunun üstesinden gelmesi, yani kendine rağmen adım atması gerekmektedir.

Yaşamın bu döneminde mutlu olabilmek için cesarete daha çok ihtiyaç duyulur. Kendisi için bir şey yapmak. Risk almak, denemek, yeniden kendini tanıyıp ortaya koymak,  vb, gerekmektedir. Filmde bunlar biraz hızlı bir tempoda geçer.

Terapilerde de sık görürüz. Zamanla oluşmuş güvensizlikleri aşmak kolay değildir. Her iki tarafın çaba harcamasını gerektirir. Sadece terapiye gitmek yeterli değildir. Çiftler bazı seanslardan iyi, sevinçli çıkarken ya da iyi bir hafta geçirirken bazen de tam tersi olur. Her şey çok kötü gidiyor, hiçbir şey düzelmeyecek, boşuna, hissi ve düşünceleri kaplar ortalığı. Başa dönülmüş gibi olur. Bunları film de de görürüz. Değişimin olması için güçlü bir unsurun devreye girerek sarsmasına ihtiyaç duyulur. Kay, bir karar vermek üzeredir. Arnold bunu fark eder. Kaybetme kaygısı, ona ihtiyacı olan enerjiyi, cesareti verir. Terapilerde de buna rastlarız. Tam umut kesilmişken, kaybetme kaygıları ortaya çıkmışken, değişim olasılıkları ve yeni seçenekler çıkar ortaya. Filmin finalinde yeni olasılık ve seçimler çok hızlı geçse de, izlenmeye değer bir film.

CRASH   (ÇARPIŞMA)

Dram 2004 yapımı olan filmin yönetmeni; Paul Haggis.  Oyuncular: Sandra Bullock, Brendan Fraser,William Fichtner, Thandie Newton, Don Cheadle 2005 En iyi film Oscar’ına sahip.

Oyunculuk muhteşem. Hepsi de başrol oyuncusu sanki. Öfke ve nefret, kapitalizmin sokaklarında serbestçe dolaşmaktadır. Toplumsal bir histeri biçimindedir. Şehirde adeta, kaos yaşanmaktadır.  Nefret ve öfke, güvenliğin olmadığı yerde açığa çıkar. Öfkenin, suçlamanın olduğu ortamlarda insani yakınlaşmalar, ancak çarpışarak yaşanabilmektedir. Tam da bu yüzden hayat daha da tehlikeli hale gelir. İzleyicinin düşüncelerini, önyargılarını, inançlarını sarsar. Sorgulatır. Tek bir doğru olmadığını, bakış açısına ve zamana göre her şeyin değişebildiğini, birbirine dönüştüğünü gözler önüne serer. Olaylara içten değil de, dışarıdan, tekil değil de bütüncül bakıldığında nasıl da her şeyin görünenden çok başka olduğunu gösterir bizlere. 

Senden Bana Kalan ( The Descendants)

Oyuncular: George Clooney, Shailene Woodley, Judy Greer

En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu Ödülüne sahip ve 5 dalda Oscar’a aday gösterilen bir eser.

Hayatımızda her şeyin yolunda gittiğine inandığımız zamanlar vardır. Ve hiç umulmadık bir olay ile, her şeyin sarsılabildiğini de birçok insan deneyimlemiştir. Güzel bir iş, güzel bir ev, eş, çocuklar…. Sonra bir kaza… İnsan başına gelenlerle nasıl baş eder? Kaybetmenin acısının üstesinden nasıl gelinir?

Her insan, her aile sevilen birini kaybetmenin acısını tatmıştır. Evrensel bir olgu olan kayıplarla nasıl yüzleşilir? Her şeye rağmen yaşamaya nasıl devam edilir?  Ailecek izlenebilecek bir eser.

 Ayrılık ( The Break up)

Oyuncular: Jennifer Anista, Vince Vaughn, Jon Favreau

Evlilik için aşk, sevgi yeterli mi?

Birbirini seven bir kadın ve erkek; nasıl olur da iletişim kuramaz? Konuşuyorlar ama birbirlerini anlayamıyorlar. Kendilerini anlatamıyorlar. Suçlayıcı iletişim örüntülerinin nelere yol açtığını gözlemlemek açısından öğretici bir eser. Film pek çok çift için tanıdık kareler içeriyor. Birbirlerini dinleyemedikleri için, kendilerince etkili olduğunu sandıkları yöntemlere başvuruyorlar.

Filmin sonu ise; insana madem iletişim kurmayı biliyordunuz, neden sorunlar başlayınca denemediniz, dedirtebilir. İnsan; yaşamadan bilemez ve bazen de öğrenemez.

Dört Nikah Bir Cenaze (four weddings funeral)

Oyuncular: Hugh Grant, Andie Mac Dowell, Simon Callow

Kızlarla sadece gönül eğlendirip, hiçbir zaman evlilik düşünmeyen yakışıklı bir adam, bir gün hayatının kadını olabilecek bir kadınla karşılaşır. Hayatı alt üst olur. Yakışıklı ve o güne kadar kendine güvenen bir adam olmasına rağmen, duygularını ifade edemez.

Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Yetişkinler ve çiftler için önerilir.

Duyguların Rengi (The Help)

Oyuncular: Emma Stone, Viola Davis, Octavia Spencer

1960’lı yılların Amerika’sında siyahi ve beyaz kadınların aralarına örülen duvarlara rağmen gelişen dayanışma ve dostlukları etrafında geçiyor film. Irkçılığın yarattığı önyargılara rağmen, 3 kadının kendilerini tehlikeye atarak kurdukları olağanüstü dayanışma saygıyı hak ediyor. Irkçılık öyle bir önyargı yaratmış ki; beyaz anneler; yeni doğan bebeklerini zenci dadılara emanet etmekte hiçbir sakınca görmezken, gümüş çatal bıçaklarını emanet etmeye çekinmektedir. Kendilerini üstün gören beyaz ırktan annelerin bebeklerini, siyahi zenci dadılar büyütmekte, şekil vermekte, çocukların duygusal açlıklarını gidermekteler.

İnsanlığın, sevginin, merhametin dili, rengi yok.

AŞK (AMOUR) 

Ölüm ve aşk; yaşam için tuhaf bir çift.

Avusturya’lı yönetmen Haneke, söz konusu filmi ile 2012 Cannes Altın Palmiye ve Fıpresci Büyük Ödülüne layık görülmüştür. Filmin kahramanları olan Anne ve George, seksenli yaşlarını sürmektedir. Birbirlerine çok bağlı olan bu çiftin kendileri gibi müzisyen olan bir de kızları vardır. Ve bir gün Anne felç geçirir. Çok ciddi bir dram onları beklemektedir.

Filmin sonunda, Anne’in kendini ölüme bırakma ve yok olma arzusu ile George’nin yaşatma arzusu çatışır. İnsanın benliğinin bütün sınırları ile zorlandığı bir andır bu. Ötekini, kendi arzuna boyun eğdirtme çabası. Sonunda Anne’in yok olma arzusunu kabul eder George. İzin verir. Ölüm dolayımı ile sanki Anne ile birleşir. Öldürmek eylemi ile kendi ölümüne de meydan okur. Film, sonunda, ölümün bu dünyada en çok işe yarayan şey olduğunu hatırlatır insana. Ölüm ve aşk; yaşam için tuhaf bir çift.

 

 

 film önerileri, psikolojik filmler,çiftlere öneriler,izlenmesi gereken filmler,yetişkinler için film önerileri, hangi filmi izlesem

Bu sitede yer alan tüm yazılı ve görsel materyaller www.elikapsikoloji.com sitesine ve site sahibi Meryem Gül Eren aittir. copyright © 2015 - 2021 - Sayaç : 21193
Bu sitede yer alan yazılar bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için kullanılamaz.